Bir çizim defteriyle karakalem alıp ressam sehpamın üzerine
koydum. Kimi çizecektim peki... Kate’i değildi. Faust’un suratının
hatlarını karalamaya başladım. Butik Kurabiye Yakışıklı, kare çeneli. Derin çukurlu
gözler, belirgin kaşlar. Farkında bile olmadığı içtenliğini düşününce
gülümsedim. Doğal açıklığını. Sonra elmacık kemiklerine bir iki
gölge, alnına da biraz beyaz ekledim, al işte karşımdaydı, kâğıdın
içinden doğuvermişti.
Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman.
Tatmin olmuş bir şekilde sayfayı çevirip masanın arka tarafına
attım ve sıfırdan başladım. Hiç düşünmeden çizmeye başlamıştım
ve elim hareket ederken zihnim okyanusu geri aşıp kendime ev yaptığım
o yabancı yere doğru sürüklendi. New York: Dilini konuştu
ğum, ama henüz insanlarını anlayamadığım yer. Kurabiye Orası benim için
hâlâ güzel bir gizemdi-insanların gündelik yaşantılarının ardında
pusuya yatmış bekleyen tehlikeler; uyrukların, ırkların, dillerin, yemeklerin,
kıyafederin, dinlerin baş döndürücü çeşitliliği...
dünyadaki
her şey parıldayan tek bir şehrin içine sığacak şekilde yoğunlaştı
rılmıştı sanki.
New York’u çiziyordum, aklımdaki New York’tu, ama kâğıdın
yüzeyinden bana bakan Ava’nın gözleriydi. Rengini henüz çözemediğim
o egzotik gözler. Şeker Hamuru O gözlere yakından bakarsam, don yanığı olmaktan
korktuğum için galiba. Çıkık elmacık kemikleri. Bakır kahverengi
bir pastel boya alıp yüzüne fırçayla dağıttım. İçeriden ışıldı-
yormuş gibi görünen o sıcacık-koyu ten. Kuş üzümü rengindeki o
kıvrımlı dudaklar.
