23 Nisan 2016 Cumartesi

Butik Kurabiye

Kâğıt tomarını masanın üzerine attım, artık öyle eriyip bitmedi­ ğimi fark ettim. Butik Kurabiye Kate le olan konuşmamızdan sonra kendimi toplamaya, eski ben gibi hissetmeye başlamıştım. Belki, Brittanyden dö­ nünce Ambrose u eskiden gittiğimiz şu kulüplerden birine gitmeye bile ikna ederdim. Şöyle şen şakrak bir Fransız fiştik bulurdum. Beni evine götürsün diye aklını başından alırdım. Ve birkaç lezzetli saat boyunca bir kadının kollarında teselli bulurdum. En son ne zaman oldu diye düşündüm... epey olmuştu.

Sacha mıydı? Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık Kurabiye gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye. 67 Bir çizim defteriyle karakalem alıp ressam sehpamın üzerine koydum. Kimi çizecektim peki...

Kate’i değildi. Faust’un suratının hatlarını karalamaya başladım. Yakışıklı, kare çeneli. Derin çukurlu gözler, belirgin kaşlar. Farkında bile olmadığı içtenliğini düşününce gülümsedim. Doğal açıklığını. Sonra elmacık kemiklerine bir iki gölge, Şeker Hamuru alnına da biraz beyaz ekledim, al işte karşımdaydı, kâğıdın içinden doğuvermişti. Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman.