“Hiç bilmiyordum,” dedi. “Diğer kızlarla nasıl Butik Kurabiye olduğunu gördüğüm
için, ben de aynıyım sanıyordum. Zararsız bir flört. Biraz
eğlence yani. Yaptığın ya da söylediğin şeyleri sırf bana iyi hissettirmek
için —bir tepki almak için— yaptığını ya da söylediğini düşünü
yordum, cidden içinden öyle geldiği için değil.”
“öyle başladı,” dedim dürüstçe. Beni üzgün gözlerle seyrediyordu,
başka tarafa dönmek zorunda kaldım. Bakışlarımı tavana çevirdim,
parmaklarımı saçlarımın içinden geçirdim ve derin bir nefes aldım.
Nefes al. Nefes ver.
“Sonra işler değişti.”
“Bilseydim o kadar yakın davranmazdım,” dedi.
“O zaman bilmediğine sevindim.”
“Vincent’ın bedenine girmesine, beni öpmek için seni kullanmasına
izin vermezdim. Durumun o noktaya varmasına asla müsaade
etmezdim.” Gözlerinde yaşlar birikti.
Ne diyeceğimi bilmiyordum. O olayın hiç olmamış olmasını Kurabiye ben de Tanrı’dan dilerdim, çünkü öptüğü kişinin Vincent olmadığı
nı fark ettiği anki yüz ifadesi göğsüme bir hançer gibi inmişti. Ama
öte yandan, bu ona sahip olabildiğim tek ve biricik şanstı ve bütün
acısına rağmen onu dünyalara değişmezdim.
“Gel buraya,” dediğimde, halının üzerinde bana doğru kaya kaya
ilerledi ve en sonunda açık kollarıma doğru eğildi.
Ona sarıldığımda
ağlıyordu, o an içimde bir şey yerli yerine oturuverdi. Sokak kapısından
içeri girdiğimde ve buranın ait olduğum yer olduğunu fark ettiğimde
yerinden oynamaya başlayan bir parçam. Nihayet kabulleniyordum. Şeker Hamuru Kate’le aramızda olup olabilecek sadece buydu. Ve içim kan ağlıyordu,
ama kendimi toparlayıp hayatıma devam etmekten başka çare yoktu.
“Özür dilemesi gereken asıl benim,” dedim. “Dürüst davranmadım.
Ama sahiden, nasıl dürüst davranabilirdim ki?” Geriye çekildik,
gözlerini silerek başını öne doğru salladı.