Belki. Belki de değil.
Yavaşça küçük çiftlik evinin içinde dolaştı. Ayakkabılarını çıkartmaya
korktuğundan, odadan odaya gittikçe ardında Kurabiye ıslak bir iz bırakıyordu. Dolaşması
bitince soluğunu sinirli bir şekilde yavaşça bıraktı. Yalnızdı. Paltosunu asmak
için giriş holüne döndü.
Gardırobun kapısmı açınca birisi midesine esaslı bir yumruk indirmiş gibi
hissetti kendini. Çığlığı boğazına sarılan bir çift el tarafından yarıda
kesildi.
Yıllardır kâbuslarına giren o tanıdık yüze bakakaldı.
Çabuk olup bitmesi için dua etti. Ve gözlerinin kendisinde kalmasına izin
verilmesi için. Butik Kurabiye 1. Bölüm
2007
Elijah ve Winter
1
28 Aralık 2007
09:09 (Yargı Gecesi'ne 86 saat, 51 dakika kala)
Kör adam boş göz çukurlarını saklayan kara gözlüklerinin ardından ileriye doğru
baktı. Gözleri yuvalarından sokulurken gördüğü o parlak renk senfonisini, sivri
uçlu tırnaklar retinalarını delerken duyduğu o keskin acıyı hâlâ anımsıyordu.
Laszlo irkilerek o anıyı kafasmdan uzaklaştırdı. Elini çenesine götürüp, hafif
uzamış gri sakalını sıvazladı. En azından gri olduğunu düşünüyordu. Ona kalsa,
eline hâlâ siyah geliyordu.
Ama kör birisi için renklerin ne anlamı olabilirdi
ki?
Hiç.
Ama Darian kör değil.
Dişlerini sıktı. Onu düşünmek bile gerilmesine neden oluyordu. Ayaklarının
dibindeki Alman kurdu bunu sezerek dikildi.
Laszlo köpeğin kulaklarının arkasını kaşırken, Logolu kurabiye "Tamam kızım, sorun yok," diye
fısıldadı.
Sascha, salyaları oturdukları kafenin ahşap döşemesine akarken hızla soluyordu.
Kendini sakin olmaya zorlayan kör adam etrafındaki Kurumsal Kurabiye dünyanm kokularını içine
çekti. Yeni öğütülmüş kahve ve kızarmış tost, ona üniversite yıllarını anımsatan
parfüm ve kolonya kokuları, açık kapının hemen dışındaki evsizliğin kirli
kokusu.
26 Nisan 2016 Salı
Logolu Butik Kurabiye
İnsanlar söylediklerinizi ya da
yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler
hissettirdiğinizi asla unutmaz."
~ Maya Angelou ~ Butik Kurabiye Yaşamınızın kontrolü sizde değil.
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine
işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle
yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Kurabiye Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine
kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.
Samantha Zinser 3 Mart 1991
ÖNSÖZ
8 EKİM 2005
Saat 23:09 (Yargı Gecesine 2 yıl, 84 gün kala)
Dr. Elliot Dietrich sağanak yağmur altında koşarak basamakları çıktı. Cebini bir
an karıştırdıktan sonra evinin anahtarını çıkarttı ve kilide soktu. Ama
çeviremedi; kapı zaten açıktı.
Dietrich midesinde bir burulma hissetti. Yağmur kalan birkaç tel saçını da kafa derisine yapıştırırken anahtar elinde, donup kaldı. Şeker Hamuru Kapıyı kilitlemeyi asla unutmazdı. Evine birileri girmişti. Ve o birileri belki hâlâ evin içindeydi. Beyni ona kaçmasını haykırıyordu. Arabaya bin ve sür! Ama nereye? Eğer onu bir kez buldularsa yine bulurlardı. Ayrıca her şeye yeniden başlayabilir miydi? Daha gençken bile yeterince zor olmuştu bunu yapmak. Ve aradan çok zaman geçmişti. Korku kalbini bir mengene gibi sıktı. Ya sadece kapıyı kilitlemeyi unutmuşsa? Söz kurabiyesi Belki de basit bir dikkatsizlikti. Ya tüm yaşamını aptalca bir hata nedeniyle geride bı-raktıysa? Başını iki yana salladı. Deliceydi düşündükleri. Artık korku içinde yaşamak zorunda değildi. Öyle mi? O zaman neden halâ takıyorsun kolyeyi? Sinirli bir dokunuşla gömleğinin alündaki zinciri yokladı.
Onu o kadar uzun süredir takıyordu ki, artık varlığının bile farkında değildi. Evde birisinin olmadığından bu kadar eminsen, Nişan Kurabiyesi neden çıkartmıyorsun o şeyi? AdamFawer Dietrich orta yolda karar kıldı. Kolyeyi çıkartmayacaktı. Ama kaçmayacaktı da. Derin bir soluk alıp ağır kapıyı itti. Kapı gıcırdayarak açıldı. O sesi daha önce hiç farketmemişti. Ama daha önce hayatından endişe ederek eşikte iki dakika da geçilmemişti hiç. İçeriye girince ayakkabıları zeminde ıslak bir ses çıkarttı. Eliyle duvarı yoklayarak düğmeyi buldu ve ışığı açtı. Karşısındaki süzgün benizli adamı görünce neredeyse kalp krizi geçirecekti. Logolu Kurabiye Gördüğünün holdeki aynada yansıyan kendi yüzü olduğunu anlayana kadar neredeyse kapıdan fırlıyordu. Güldü, ama çıkan ses boş ve biraz da titrekti. İçeriye girip kapıyı ardından kapattı, emniyet zincirini yuvasına geçirdi. "Hey!" diye seslendi ürkekçe. "Kimse var mı? Polise haber verdim bile... O-o-nun için buradan hemen çıkıp gitsen iyi olur." Kulaklarını kabartıp dinledi, ama kendi sık soluk alışının yanında duyabildiği tek ses pencerelere vuran yağmur damlalarından geliyordu. Paranoyakça davranıyordu. Evde birileri olsa o zamana dek bir şeyler yapmış olurlardı, değil mi?
Dietrich midesinde bir burulma hissetti. Yağmur kalan birkaç tel saçını da kafa derisine yapıştırırken anahtar elinde, donup kaldı. Şeker Hamuru Kapıyı kilitlemeyi asla unutmazdı. Evine birileri girmişti. Ve o birileri belki hâlâ evin içindeydi. Beyni ona kaçmasını haykırıyordu. Arabaya bin ve sür! Ama nereye? Eğer onu bir kez buldularsa yine bulurlardı. Ayrıca her şeye yeniden başlayabilir miydi? Daha gençken bile yeterince zor olmuştu bunu yapmak. Ve aradan çok zaman geçmişti. Korku kalbini bir mengene gibi sıktı. Ya sadece kapıyı kilitlemeyi unutmuşsa? Söz kurabiyesi Belki de basit bir dikkatsizlikti. Ya tüm yaşamını aptalca bir hata nedeniyle geride bı-raktıysa? Başını iki yana salladı. Deliceydi düşündükleri. Artık korku içinde yaşamak zorunda değildi. Öyle mi? O zaman neden halâ takıyorsun kolyeyi? Sinirli bir dokunuşla gömleğinin alündaki zinciri yokladı.
Onu o kadar uzun süredir takıyordu ki, artık varlığının bile farkında değildi. Evde birisinin olmadığından bu kadar eminsen, Nişan Kurabiyesi neden çıkartmıyorsun o şeyi? AdamFawer Dietrich orta yolda karar kıldı. Kolyeyi çıkartmayacaktı. Ama kaçmayacaktı da. Derin bir soluk alıp ağır kapıyı itti. Kapı gıcırdayarak açıldı. O sesi daha önce hiç farketmemişti. Ama daha önce hayatından endişe ederek eşikte iki dakika da geçilmemişti hiç. İçeriye girince ayakkabıları zeminde ıslak bir ses çıkarttı. Eliyle duvarı yoklayarak düğmeyi buldu ve ışığı açtı. Karşısındaki süzgün benizli adamı görünce neredeyse kalp krizi geçirecekti. Logolu Kurabiye Gördüğünün holdeki aynada yansıyan kendi yüzü olduğunu anlayana kadar neredeyse kapıdan fırlıyordu. Güldü, ama çıkan ses boş ve biraz da titrekti. İçeriye girip kapıyı ardından kapattı, emniyet zincirini yuvasına geçirdi. "Hey!" diye seslendi ürkekçe. "Kimse var mı? Polise haber verdim bile... O-o-nun için buradan hemen çıkıp gitsen iyi olur." Kulaklarını kabartıp dinledi, ama kendi sık soluk alışının yanında duyabildiği tek ses pencerelere vuran yağmur damlalarından geliyordu. Paranoyakça davranıyordu. Evde birileri olsa o zamana dek bir şeyler yapmış olurlardı, değil mi?
23 Nisan 2016 Cumartesi
Butik Kurabiye
Kâğıt tomarını masanın üzerine attım, artık öyle eriyip bitmedi
ğimi fark ettim. Butik Kurabiye Kate le olan konuşmamızdan sonra kendimi toplamaya,
eski ben gibi hissetmeye başlamıştım. Belki, Brittanyden dö
nünce Ambrose u eskiden gittiğimiz şu kulüplerden birine gitmeye
bile ikna ederdim. Şöyle şen şakrak bir Fransız fiştik bulurdum. Beni
evine götürsün diye aklını başından alırdım. Ve birkaç lezzetli saat
boyunca bir kadının kollarında teselli bulurdum. En son ne zaman
oldu diye düşündüm... epey olmuştu.
Sacha mıydı? Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık Kurabiye gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye. 67 Bir çizim defteriyle karakalem alıp ressam sehpamın üzerine koydum. Kimi çizecektim peki...
Kate’i değildi. Faust’un suratının hatlarını karalamaya başladım. Yakışıklı, kare çeneli. Derin çukurlu gözler, belirgin kaşlar. Farkında bile olmadığı içtenliğini düşününce gülümsedim. Doğal açıklığını. Sonra elmacık kemiklerine bir iki gölge, Şeker Hamuru alnına da biraz beyaz ekledim, al işte karşımdaydı, kâğıdın içinden doğuvermişti. Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman.
Sacha mıydı? Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık Kurabiye gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye. 67 Bir çizim defteriyle karakalem alıp ressam sehpamın üzerine koydum. Kimi çizecektim peki...
Kate’i değildi. Faust’un suratının hatlarını karalamaya başladım. Yakışıklı, kare çeneli. Derin çukurlu gözler, belirgin kaşlar. Farkında bile olmadığı içtenliğini düşününce gülümsedim. Doğal açıklığını. Sonra elmacık kemiklerine bir iki gölge, Şeker Hamuru alnına da biraz beyaz ekledim, al işte karşımdaydı, kâğıdın içinden doğuvermişti. Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman.
Şeker Hamuru
SONRAKİ DÖRT GÜN BULANIK BİR KOŞUŞTURMACAYLA Şeker Hamuru GEÇTİ.
Ava’yla ikimizin Cumartesi günü Brittany ye gitmesine karar verildikten
sonra Ava resmen kayıplara karıştı. Kate’le Charlotte onu
da düğün hazırlıklarında görevlendirip, aralarda da hep Paris’i gezdirmeye
çıkardılar. Yollarımızın kesiştiği nadir zamanlardan birinde
ona Gold için yaptığı araştırmanın nasıl gittiğini sordum.
“Bran’le başlamam lazım,” dedi ve konuşma orada sona erdi.
Bense zamanımı yemeklerde yakınlarımla sohbet edip hasret gidererek,
silahhanede idman yaparak ve Paris sokaklarım dolaşarak
değerlendirdim. Bir bakıma sanki hiçbir şey olmamış gibiydi, ama
New York’a dönüşüm hep aklımın bir yerinde pusuya yatmış bekliyordu.
Vincent’la ikimiz sonraki o birkaç akşamı büyük salonda, deri koltuklara yayılmış halde muhabbet ederek geçirdik. Millet orada olacağımızı bilerek yanımıza gelip gidiyor, sohbetimize katılıyor, sonra bizi tekrar Butik Kurabiye yalnız bırakıyordu. Vincent Nevv York’u merak ediyordu, ben de ona bütün detaylarıyla anlattım. Ama ikimiz de büyük bir dikkatle Kate ve hatta 66 Kate in yakınlarımla olan gündelik hayatı konusunun etrafından dolaşıyorduk.
En iyi dostumun yanında böyle rahatsız hissetmek doğal gelmiyordu. Birbirimiz hakkında bilinecek her şeyi biliyorduk. Ama şu anda ikimiz de özenli davranıyorduk. Birbirimizin hislerinin dolaylarında parmak uçlarımızda yürüyorduk. Ve bu konuda ikimizin de garip hissettiğini biliyorduk. Uyumuyor olsak da herkesin kendince sakin zaman geçirmeye Kurabiye ihtiyacı vardı, o nedenle cumartesi sabaha karşı Vincent’a iyi geceler dileyerek odama çekildim. Okumaya çalıştım, odaklanamadım. Dolaptan eski bazı çizimleri çıkarıp ayıklamaya başladım. Tanrım, iyi ki ben yokken kimse eşyalarımı karıştırmamıştı. Gitmeden hemen önceki aylardan kalma bütün çizimlerde Kate vardı. Kate bir koltu ğa uzanmış okurken. Kate bir caft’&t oturmuş gülerken. Kate atölyemde sırtüstü yatıp bana poz vererek gözlerini tavana dikmiş halde, hülyalı hülyalı bakarken
Vincent’la ikimiz sonraki o birkaç akşamı büyük salonda, deri koltuklara yayılmış halde muhabbet ederek geçirdik. Millet orada olacağımızı bilerek yanımıza gelip gidiyor, sohbetimize katılıyor, sonra bizi tekrar Butik Kurabiye yalnız bırakıyordu. Vincent Nevv York’u merak ediyordu, ben de ona bütün detaylarıyla anlattım. Ama ikimiz de büyük bir dikkatle Kate ve hatta 66 Kate in yakınlarımla olan gündelik hayatı konusunun etrafından dolaşıyorduk.
En iyi dostumun yanında böyle rahatsız hissetmek doğal gelmiyordu. Birbirimiz hakkında bilinecek her şeyi biliyorduk. Ama şu anda ikimiz de özenli davranıyorduk. Birbirimizin hislerinin dolaylarında parmak uçlarımızda yürüyorduk. Ve bu konuda ikimizin de garip hissettiğini biliyorduk. Uyumuyor olsak da herkesin kendince sakin zaman geçirmeye Kurabiye ihtiyacı vardı, o nedenle cumartesi sabaha karşı Vincent’a iyi geceler dileyerek odama çekildim. Okumaya çalıştım, odaklanamadım. Dolaptan eski bazı çizimleri çıkarıp ayıklamaya başladım. Tanrım, iyi ki ben yokken kimse eşyalarımı karıştırmamıştı. Gitmeden hemen önceki aylardan kalma bütün çizimlerde Kate vardı. Kate bir koltu ğa uzanmış okurken. Kate bir caft’&t oturmuş gülerken. Kate atölyemde sırtüstü yatıp bana poz vererek gözlerini tavana dikmiş halde, hülyalı hülyalı bakarken
Şeker Hamuru Kurabiyeleri
Bir çizim defteriyle karakalem alıp ressam sehpamın üzerine
koydum. Kimi çizecektim peki... Kate’i değildi. Faust’un suratının
hatlarını karalamaya başladım. Butik Kurabiye Yakışıklı, kare çeneli. Derin çukurlu
gözler, belirgin kaşlar. Farkında bile olmadığı içtenliğini düşününce
gülümsedim. Doğal açıklığını. Sonra elmacık kemiklerine bir iki
gölge, alnına da biraz beyaz ekledim, al işte karşımdaydı, kâğıdın
içinden doğuvermişti.
Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman. Tatmin olmuş bir şekilde sayfayı çevirip masanın arka tarafına attım ve sıfırdan başladım. Hiç düşünmeden çizmeye başlamıştım ve elim hareket ederken zihnim okyanusu geri aşıp kendime ev yaptığım o yabancı yere doğru sürüklendi. New York: Dilini konuştu ğum, ama henüz insanlarını anlayamadığım yer. Kurabiye Orası benim için hâlâ güzel bir gizemdi-insanların gündelik yaşantılarının ardında pusuya yatmış bekleyen tehlikeler; uyrukların, ırkların, dillerin, yemeklerin, kıyafederin, dinlerin baş döndürücü çeşitliliği...
dünyadaki her şey parıldayan tek bir şehrin içine sığacak şekilde yoğunlaştı rılmıştı sanki. New York’u çiziyordum, aklımdaki New York’tu, ama kâğıdın yüzeyinden bana bakan Ava’nın gözleriydi. Rengini henüz çözemediğim o egzotik gözler. Şeker Hamuru O gözlere yakından bakarsam, don yanığı olmaktan korktuğum için galiba. Çıkık elmacık kemikleri. Bakır kahverengi bir pastel boya alıp yüzüne fırçayla dağıttım. İçeriden ışıldı- yormuş gibi görünen o sıcacık-koyu ten. Kuş üzümü rengindeki o kıvrımlı dudaklar.
Faustino Molirtaro: yufka yürekli bir kahraman. Tatmin olmuş bir şekilde sayfayı çevirip masanın arka tarafına attım ve sıfırdan başladım. Hiç düşünmeden çizmeye başlamıştım ve elim hareket ederken zihnim okyanusu geri aşıp kendime ev yaptığım o yabancı yere doğru sürüklendi. New York: Dilini konuştu ğum, ama henüz insanlarını anlayamadığım yer. Kurabiye Orası benim için hâlâ güzel bir gizemdi-insanların gündelik yaşantılarının ardında pusuya yatmış bekleyen tehlikeler; uyrukların, ırkların, dillerin, yemeklerin, kıyafederin, dinlerin baş döndürücü çeşitliliği...
dünyadaki her şey parıldayan tek bir şehrin içine sığacak şekilde yoğunlaştı rılmıştı sanki. New York’u çiziyordum, aklımdaki New York’tu, ama kâğıdın yüzeyinden bana bakan Ava’nın gözleriydi. Rengini henüz çözemediğim o egzotik gözler. Şeker Hamuru O gözlere yakından bakarsam, don yanığı olmaktan korktuğum için galiba. Çıkık elmacık kemikleri. Bakır kahverengi bir pastel boya alıp yüzüne fırçayla dağıttım. İçeriden ışıldı- yormuş gibi görünen o sıcacık-koyu ten. Kuş üzümü rengindeki o kıvrımlı dudaklar.
Şeker Hamuru Kurabiye
Uyumuyor olsak da herkesin kendince sakin zaman geçirmeye
ihtiyacı vardı, o nedenle cumartesi sabaha karşı Butik Kurabiye Vincent’a iyi geceler
dileyerek odama çekildim. Okumaya çalıştım, odaklanamadım. Dolaptan
eski bazı çizimleri çıkarıp ayıklamaya başladım. Tanrım, iyi
ki ben yokken kimse eşyalarımı karıştırmamıştı. Gitmeden hemen
önceki aylardan kalma bütün çizimlerde Kate vardı. Kate bir koltu
ğa uzanmış okurken. Kate bir caft’&t oturmuş gülerken. Kate atölyemde
sırtüstü yatıp bana poz vererek gözlerini tavana dikmiş halde,
hülyalı hülyalı bakarken. Kâğıt tomarını masanın üzerine attım, artık öyle eriyip bitmedi ğimi fark ettim. Kurabiye Kate le olan konuşmamızdan sonra kendimi toplamaya, eski ben gibi hissetmeye başlamıştım. Belki, Brittanyden dö nünce Ambrose u eskiden gittiğimiz şu kulüplerden birine gitmeye bile ikna ederdim. Şöyle şen şakrak bir Fransız fiştik bulurdum. Beni evine götürsün diye aklını başından alırdım. Ve birkaç lezzetli saat boyunca bir kadının kollarında teselli bulurdum. En son ne zaman oldu diye düşündüm... epey olmuştu.
Sacha mıydı? Şeker Hamuru Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye.
hülyalı hülyalı bakarken. Kâğıt tomarını masanın üzerine attım, artık öyle eriyip bitmedi ğimi fark ettim. Kurabiye Kate le olan konuşmamızdan sonra kendimi toplamaya, eski ben gibi hissetmeye başlamıştım. Belki, Brittanyden dö nünce Ambrose u eskiden gittiğimiz şu kulüplerden birine gitmeye bile ikna ederdim. Şöyle şen şakrak bir Fransız fiştik bulurdum. Beni evine götürsün diye aklını başından alırdım. Ve birkaç lezzetli saat boyunca bir kadının kollarında teselli bulurdum. En son ne zaman oldu diye düşündüm... epey olmuştu.
Sacha mıydı? Şeker Hamuru Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye.
Şeker Hamuru Kurabiye
SONRAKİ DÖRT GÜN BULANIK BİR KOŞUŞTURMACAYLA GEÇTİ.
Ava’yla ikimizin Butik Kurabiye Cumartesi günü Brittany ye gitmesine karar verildikten
sonra Ava resmen kayıplara karıştı. Kate’le Charlotte onu
da düğün hazırlıklarında görevlendirip, aralarda da hep Paris’i gezdirmeye
çıkardılar. Yollarımızın kesiştiği nadir zamanlardan birinde
ona Gold için yaptığı araştırmanın nasıl gittiğini sordum.
“Bran’le başlamam lazım,” dedi ve konuşma orada sona erdi. Bense zamanımı yemeklerde yakınlarımla sohbet edip hasret gidererek, silahhanede idman yaparak ve Paris sokaklarım dolaşarak değerlendirdim. Bir bakıma sanki hiçbir şey Kurabiye olmamış gibiydi, ama New York’a dönüşüm hep aklımın bir yerinde pusuya yatmış bekliyordu. Vincent’la ikimiz sonraki o birkaç akşamı büyük salonda, deri koltuklara yayılmış halde muhabbet ederek geçirdik. Millet orada olacağımızı bilerek yanımıza gelip gidiyor, sohbetimize katılıyor, sonra bizi tekrar yalnız bırakıyordu. Vincent Nevv York’u merak ediyordu, ben de ona bütün detaylarıyla anlattım.
Ama ikimiz de büyük bir dikkatle Kate ve hatta 66 Kate in yakınlarımla olan gündelik hayatı konusunun etrafından dolaşıyorduk. Şeker Hamuru En iyi dostumun yanında böyle rahatsız hissetmek doğal gelmiyordu. Birbirimiz hakkında bilinecek her şeyi biliyorduk. Ama şu anda ikimiz de özenli davranıyorduk. Birbirimizin hislerinin dolaylarında parmak uçlarımızda yürüyorduk. Ve bu konuda ikimizin de garip hissettiğini biliyorduk.
http://www.sirinkurabiye.com
“Bran’le başlamam lazım,” dedi ve konuşma orada sona erdi. Bense zamanımı yemeklerde yakınlarımla sohbet edip hasret gidererek, silahhanede idman yaparak ve Paris sokaklarım dolaşarak değerlendirdim. Bir bakıma sanki hiçbir şey Kurabiye olmamış gibiydi, ama New York’a dönüşüm hep aklımın bir yerinde pusuya yatmış bekliyordu. Vincent’la ikimiz sonraki o birkaç akşamı büyük salonda, deri koltuklara yayılmış halde muhabbet ederek geçirdik. Millet orada olacağımızı bilerek yanımıza gelip gidiyor, sohbetimize katılıyor, sonra bizi tekrar yalnız bırakıyordu. Vincent Nevv York’u merak ediyordu, ben de ona bütün detaylarıyla anlattım.
Ama ikimiz de büyük bir dikkatle Kate ve hatta 66 Kate in yakınlarımla olan gündelik hayatı konusunun etrafından dolaşıyorduk. Şeker Hamuru En iyi dostumun yanında böyle rahatsız hissetmek doğal gelmiyordu. Birbirimiz hakkında bilinecek her şeyi biliyorduk. Ama şu anda ikimiz de özenli davranıyorduk. Birbirimizin hislerinin dolaylarında parmak uçlarımızda yürüyorduk. Ve bu konuda ikimizin de garip hissettiğini biliyorduk.
http://www.sirinkurabiye.com
Kurabiye
“Bran’in evi ne kadar uzaklıkta?” diye sordu Ava, bariz bir huzursuzlukla.
“Paris’ten Carnac’a aşağı yukarı beş yüz kilometre,” diye cevap
verdi Kurabiye Gaspard. Ava’ysa ona boş boş baktı.
“Amerikalılar kilometreyle düşünmezler,” diye açıklık getirdi
Ambrose. “Dört buçuk saatlik araba yolculuğu olarak düşünebilirsin.”
Ava bana acı dolu gözlerle baktı, eminim benim suratım da ona
ayna olmuştu. Faust’un tampon görevi gördüğü altı saadik uçak yolculuğu
bile yeterince kötüyken, şimdi bir de dön buçuk saat arabada
gidecektik. Yalnız.
Kurabiye Lezzetleri
Gaspard elini Ava’nın elinin üzerine koydu. “Plan da o zaten, tatlım. Butik Kurabiye Bran bu hafta sonu seni Brittany’ye davet ediyor.”
“Oraya nasıl gideceğim?” diye sordu Ava. Bu plan değişikliği
onu belli ki germişti: Çatalını öyle sıkıyordu ki parmak boğumları
bembeyazdı.
“En kolay yol arabayla gitmek. Sana seve seve eşlik ederdim de,
bütün bu düğün hazırlıkları varken, korkarım ki-”
“Ben götürürüm,” dedim, Gaspard’m sözünü keserek. Ava gözlerini
dikip şaşkınlıkla bana baktı. “Gold Fransa tur rehberin olmamı
istedi de,” diye açıklama yaptım, aslında sebep bu olmasa da. Neden
böyle bir teklifte bulunduğumu Kurabiye ben de bilmiyordum-herhalde
onun paniğiyle ve benim yardım etmek için bir şeyler yapmam gerektiği
hissimle alakalıydı.
“Evet, elbette, en güzeli o olur,” dedi Gaspard. “Faust da üçüncümüz olur,” diye ekledi Ava alelacele. “Olmaz,” dedi Faust. “Ben ölülerin uykusunu uyuyor olacağım.” “Sen bu hafta sonu uykuda mısın?” diye sordu Ava, ses tonunda suçlamayla. “Hey, uçakta sana eşlik etmek üzere uyanıktım ya,” dedi Faust omuz silkerek. “Hem düğün hem eve dönüş yolculuğu için de uyanık olacağım. Şeker Hamuru Brittany’ye giderken de artık başka bir üçüncü bulursunuz, olmaz mı?” “Oraya gidiş gelişte emniyetin konusunda endişelenme,” diye Ava’ya güvence verdi Vincent. “Fransa’daki numa faaliyetleri rekor düzeyde düşük -üçüncüye ihtiyacınız olmaz.” “Kate’in süper-Şampiyon-numa-görme yeteneği sayesinde,” diye lafa girdi Ambrose. Katese kaygısız bir böbürlenmeyle tırnaklarına üfleyerek cevap verdi, Ambrose kahkahayı patlatınca da sırıttı.
“Evet, elbette, en güzeli o olur,” dedi Gaspard. “Faust da üçüncümüz olur,” diye ekledi Ava alelacele. “Olmaz,” dedi Faust. “Ben ölülerin uykusunu uyuyor olacağım.” “Sen bu hafta sonu uykuda mısın?” diye sordu Ava, ses tonunda suçlamayla. “Hey, uçakta sana eşlik etmek üzere uyanıktım ya,” dedi Faust omuz silkerek. “Hem düğün hem eve dönüş yolculuğu için de uyanık olacağım. Şeker Hamuru Brittany’ye giderken de artık başka bir üçüncü bulursunuz, olmaz mı?” “Oraya gidiş gelişte emniyetin konusunda endişelenme,” diye Ava’ya güvence verdi Vincent. “Fransa’daki numa faaliyetleri rekor düzeyde düşük -üçüncüye ihtiyacınız olmaz.” “Kate’in süper-Şampiyon-numa-görme yeteneği sayesinde,” diye lafa girdi Ambrose. Katese kaygısız bir böbürlenmeyle tırnaklarına üfleyerek cevap verdi, Ambrose kahkahayı patlatınca da sırıttı.
Lezzetli Kurabiyeler
Gaspard’ın yan tarafındaki Kate ise bu sıcak sohbet ve dosduk
halkası içinde ışık saçıyordu. O buraya aitti -gün gibi ortadaydı. Butik Kurabiye Bakışlarım masayı taradıktan sonra Ava’nınkilerle buluştu. Bir bana
bir Kate’e bakıp duruyordu, bir şeyleri kavradığını fark ettiğim sırada
yutmaya çalıştığım tavuk parçası boğazıma takıldı, boğulacak gibi
oldum. Ava eğlenen bir edayla bana baktıktan sonra Charlotte’la
sohbetine geri döndü.
Ambrose sırtıma vurdu. “Çiğneyerek, dostum.
Söyleyene bak -kepçeyle götürüyorsun,” dedim, suyumdan çabucak bir yudum alarak. “Kaloriye ihtiyacımız var herhalde. Kurabiye Düğün hazırlıkları beni bugüne kadar numalarla olan bütün çarpışmalarımdan daha çok yoruyor,” dedi. Charlotte da dirseğiyle onu hafifçe dürttükten sonra yanağına bir öpücük kondurdu. Bunu gören Kate de masanın altından Vincent’ın elini tuttu. Nereye baksam kahrolasıca aşk vardı. Bo ğazımı temizledim.
E, Gaspard, Bran ne zaman geliyor?” diye sordum İngilizce, misafirlerimiz de anlayabilsinler diye. “Gold, Ava’nın onunla bilhassa görüşmesini istedi.” “Ah, işte o konuda biraz sıkıntı var,” diye yanıtladı Gaspard. Şeker Hamuru “Bran’in oğullarının annesi rahatsızlanmış. Galiba hastanede ama ciddi bir şey yok, çok şükür. Ama Bran’in çocuklarına bakması gerekiyormuş, o yüzden düğüne gelemeyecek.” “O zaman biz ona gitmek durumundayız!” deyiverdi Ava pat diye.
Söyleyene bak -kepçeyle götürüyorsun,” dedim, suyumdan çabucak bir yudum alarak. “Kaloriye ihtiyacımız var herhalde. Kurabiye Düğün hazırlıkları beni bugüne kadar numalarla olan bütün çarpışmalarımdan daha çok yoruyor,” dedi. Charlotte da dirseğiyle onu hafifçe dürttükten sonra yanağına bir öpücük kondurdu. Bunu gören Kate de masanın altından Vincent’ın elini tuttu. Nereye baksam kahrolasıca aşk vardı. Bo ğazımı temizledim.
E, Gaspard, Bran ne zaman geliyor?” diye sordum İngilizce, misafirlerimiz de anlayabilsinler diye. “Gold, Ava’nın onunla bilhassa görüşmesini istedi.” “Ah, işte o konuda biraz sıkıntı var,” diye yanıtladı Gaspard. Şeker Hamuru “Bran’in oğullarının annesi rahatsızlanmış. Galiba hastanede ama ciddi bir şey yok, çok şükür. Ama Bran’in çocuklarına bakması gerekiyormuş, o yüzden düğüne gelemeyecek.” “O zaman biz ona gitmek durumundayız!” deyiverdi Ava pat diye.
Butik Kurabiye Bölüm 2
MUTFAKTA AKŞAM YEMEĞ1-TIPKI ESKÎSİ GÎBİYDİ. JEANNE
fırınla masa arasında koşturup duruyor, Butik Kurabiye leziz yemeklerle dolu tabakların
birini getiriyor birini götürüyordu, Ambrosesa her şeyi adeta
sanayi boyu bir elektrik süpürgesi gibi içine çekiyordu. Charlotte
yanında oturuyor ve ona öyle yakın duruyordu ki bedeni resmen
Ambrose’unkine kaynaklanmış gibiydi, bir yandan da bir kez daha
gösterinin yıldızı olduğunu kanıtlamış olan Ava’yla İngilizce sohbet
ediyordu.
Ava bir saatten az süre içinde, La Maison’daki herkesi parmağına dolamıştı bile. Gaspard’Ia Jean-Baptiste yemeklerini hep üst katta yerlerdi, ama artık partneri Kurabiye gittiği için Gaspard grubun geri kalanına katılmaya karar vermişti herhalde. New York’taki yakınlarla ilgili Faust’u sorguya çekerken bir taraftan da genç bardianın güçlü New York aksanı- nı anlamak için mücadele veren o görüntüsünde belirgin bir tuhaflık vardı.
Haline tavrına seyretmesi hiç de kolay olmayan bir üzüntü hâkimdi. Kilo vermişti ve o hiper acayiplikleri yasıyla birlikte yumuşamıştı. Şeker Hamuru Ama burada olması, ev ahalisinin geri kalanıyla birlik- 62 te yemesi çabaladığı anlamına geliyordu. Devam etmek için gayret sarf ediyordu. Bir buçuk asırdan fazla süredir sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu tahayyül bile edemiyordum. Gerçi son zamanlara kadar, birini sevmeyi bile tahayyül edemiyordum ki hiç
Ava bir saatten az süre içinde, La Maison’daki herkesi parmağına dolamıştı bile. Gaspard’Ia Jean-Baptiste yemeklerini hep üst katta yerlerdi, ama artık partneri Kurabiye gittiği için Gaspard grubun geri kalanına katılmaya karar vermişti herhalde. New York’taki yakınlarla ilgili Faust’u sorguya çekerken bir taraftan da genç bardianın güçlü New York aksanı- nı anlamak için mücadele veren o görüntüsünde belirgin bir tuhaflık vardı.
Haline tavrına seyretmesi hiç de kolay olmayan bir üzüntü hâkimdi. Kilo vermişti ve o hiper acayiplikleri yasıyla birlikte yumuşamıştı. Şeker Hamuru Ama burada olması, ev ahalisinin geri kalanıyla birlik- 62 te yemesi çabaladığı anlamına geliyordu. Devam etmek için gayret sarf ediyordu. Bir buçuk asırdan fazla süredir sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu tahayyül bile edemiyordum. Gerçi son zamanlara kadar, birini sevmeyi bile tahayyül edemiyordum ki hiç
Şeker Hamuru
Kate düşünceli görünüyordu. “Senden niye nefret ediyor ki? Kı
za asıldın mı yoksa?” .
“Katiyetle hayır. Daha çok ilk görüşte tiksinme oldu bizimkisi
çünkü,” Şeker Hamuru dedim.
Kate ellerimi tuttu, ikimiz de geriye doğru eğilerek ayağa kalkmak
için birbirimizin ağırlığından faydalandık. Yerden kalkmak öyle
büyük efor istiyordu ki, gülüştük.
“Akşam yemeği?” diye sordu.
“Fransa’nın cesur Şampiyonu huzurunda yemek yemek mi?” dedim.
“Nasıl karşı koyabilirim ki?”
Kate gülümseyerek koluyla beni sardı, birlikte kapıdan dışarı çı
karken de başını omzuma yasladı.
Şeker Hamuru ile Butik Kurabiye
“Biliyorum,” dedi. “Bu konuyu çok düşündüm. Bana söylesen,
Vincent’a ihanet etmiş olacaktın. Vincent’a söylesen... zaten ne faydası
olacaktı? Butik Kurabiye Neden burayı terk ettiğini anlıyorum. Gerçekten de
yapabileceğin en mantıklı, en sağlıklı hareket oydu. Ama seni ne kadar
özlediğimi bilmen lazım. Sen benim en çok sevdiğim kişilerden,
en yakın dostlarımdan birisin. Keşke geri dönebilsen diyorum, ama
bir yandan da bunun tamamen bencillik olduğunu fark ediyorum.
O yüzden de sadece iyi olduğunu bilmek istiyorum. Bulunduğun
yerde mutlu olduğunu.”
“İyiyim ve muduyum,” diye yalan söyledim.
Kate gözlerimi arayıp taradı.
“Hayır, değilsin.” “Olacağım,” dedim. “Söz. Biraz daha zaman lazım sadece, sonra iyi olacağım.” Derin bir nefes alarak bacaklarını göğsüne doğru çekip onlara sarıldı. Eski Kate gibi. Tekrar konuşmaya başlamadan önce biraz zaman geçti. “Düğüne gelmekle çok iyi ettin.” “Gelmek istemedim,” diye itiraf ettim. Kurabiye “Biliyorum,” diyerek üzgün üzgün gülümsedi. “Peki kim bu Theodore’un yanında gönderdiği New Yorklu yakınlar?” “Faust yenilerden ve hayatımda tanıdığım en iyi adamlardan biri,” diye cevap verdim. “Ava’ysa beni acayip ürkütüyor ve hiç anlayamadığım bir sebepten ötürü benden nefret ediyor. Ama Gold, Gaspard’la,
Bran le, eminim Vincent ve seninle de New York’taki numalar konusunda ne yapılacağıyla ilgili konuşsun diye onu yanımda getirmemi istedi. Şeker Hamuru ” “Ava Gold’un İkincisi mi?” diye sordu Kate merakla. “Orada onların birincisi İkincisi yok. Ya da en azından kâğıt üzerinde yok, çünkü bence Gold’un yetkili kişi olduğu çok açık. Nereden bakarsan bak, kız da onun özel elçisi.”
“Hayır, değilsin.” “Olacağım,” dedim. “Söz. Biraz daha zaman lazım sadece, sonra iyi olacağım.” Derin bir nefes alarak bacaklarını göğsüne doğru çekip onlara sarıldı. Eski Kate gibi. Tekrar konuşmaya başlamadan önce biraz zaman geçti. “Düğüne gelmekle çok iyi ettin.” “Gelmek istemedim,” diye itiraf ettim. Kurabiye “Biliyorum,” diyerek üzgün üzgün gülümsedi. “Peki kim bu Theodore’un yanında gönderdiği New Yorklu yakınlar?” “Faust yenilerden ve hayatımda tanıdığım en iyi adamlardan biri,” diye cevap verdim. “Ava’ysa beni acayip ürkütüyor ve hiç anlayamadığım bir sebepten ötürü benden nefret ediyor. Ama Gold, Gaspard’la,
Bran le, eminim Vincent ve seninle de New York’taki numalar konusunda ne yapılacağıyla ilgili konuşsun diye onu yanımda getirmemi istedi. Şeker Hamuru ” “Ava Gold’un İkincisi mi?” diye sordu Kate merakla. “Orada onların birincisi İkincisi yok. Ya da en azından kâğıt üzerinde yok, çünkü bence Gold’un yetkili kişi olduğu çok açık. Nereden bakarsan bak, kız da onun özel elçisi.”
Şeker Hamuru Butik Kurabiye
“Hiç bilmiyordum,” dedi. “Diğer kızlarla nasıl Butik Kurabiye olduğunu gördüğüm
için, ben de aynıyım sanıyordum. Zararsız bir flört. Biraz
eğlence yani. Yaptığın ya da söylediğin şeyleri sırf bana iyi hissettirmek
için —bir tepki almak için— yaptığını ya da söylediğini düşünü
yordum, cidden içinden öyle geldiği için değil.”
“öyle başladı,” dedim dürüstçe. Beni üzgün gözlerle seyrediyordu,
başka tarafa dönmek zorunda kaldım. Bakışlarımı tavana çevirdim,
parmaklarımı saçlarımın içinden geçirdim ve derin bir nefes aldım.
Nefes al. Nefes ver.
“Sonra işler değişti.” “Bilseydim o kadar yakın davranmazdım,” dedi. “O zaman bilmediğine sevindim.” “Vincent’ın bedenine girmesine, beni öpmek için seni kullanmasına izin vermezdim. Durumun o noktaya varmasına asla müsaade etmezdim.” Gözlerinde yaşlar birikti. Ne diyeceğimi bilmiyordum. O olayın hiç olmamış olmasını Kurabiye ben de Tanrı’dan dilerdim, çünkü öptüğü kişinin Vincent olmadığı nı fark ettiği anki yüz ifadesi göğsüme bir hançer gibi inmişti. Ama öte yandan, bu ona sahip olabildiğim tek ve biricik şanstı ve bütün acısına rağmen onu dünyalara değişmezdim. “Gel buraya,” dediğimde, halının üzerinde bana doğru kaya kaya ilerledi ve en sonunda açık kollarıma doğru eğildi.
Ona sarıldığımda ağlıyordu, o an içimde bir şey yerli yerine oturuverdi. Sokak kapısından içeri girdiğimde ve buranın ait olduğum yer olduğunu fark ettiğimde yerinden oynamaya başlayan bir parçam. Nihayet kabulleniyordum. Şeker Hamuru Kate’le aramızda olup olabilecek sadece buydu. Ve içim kan ağlıyordu, ama kendimi toparlayıp hayatıma devam etmekten başka çare yoktu. “Özür dilemesi gereken asıl benim,” dedim. “Dürüst davranmadım. Ama sahiden, nasıl dürüst davranabilirdim ki?” Geriye çekildik, gözlerini silerek başını öne doğru salladı.
“Sonra işler değişti.” “Bilseydim o kadar yakın davranmazdım,” dedi. “O zaman bilmediğine sevindim.” “Vincent’ın bedenine girmesine, beni öpmek için seni kullanmasına izin vermezdim. Durumun o noktaya varmasına asla müsaade etmezdim.” Gözlerinde yaşlar birikti. Ne diyeceğimi bilmiyordum. O olayın hiç olmamış olmasını Kurabiye ben de Tanrı’dan dilerdim, çünkü öptüğü kişinin Vincent olmadığı nı fark ettiği anki yüz ifadesi göğsüme bir hançer gibi inmişti. Ama öte yandan, bu ona sahip olabildiğim tek ve biricik şanstı ve bütün acısına rağmen onu dünyalara değişmezdim. “Gel buraya,” dediğimde, halının üzerinde bana doğru kaya kaya ilerledi ve en sonunda açık kollarıma doğru eğildi.
Ona sarıldığımda ağlıyordu, o an içimde bir şey yerli yerine oturuverdi. Sokak kapısından içeri girdiğimde ve buranın ait olduğum yer olduğunu fark ettiğimde yerinden oynamaya başlayan bir parçam. Nihayet kabulleniyordum. Şeker Hamuru Kate’le aramızda olup olabilecek sadece buydu. Ve içim kan ağlıyordu, ama kendimi toparlayıp hayatıma devam etmekten başka çare yoktu. “Özür dilemesi gereken asıl benim,” dedim. “Dürüst davranmadım. Ama sahiden, nasıl dürüst davranabilirdim ki?” Geriye çekildik, gözlerini silerek başını öne doğru salladı.
Butik Kurabiye tarifleri
Dirseklerimin üzerinde doğrulup “Önemli değil. Gelsene,” Butik Kurabiye dedim
ama der demez pişman oldum. Onu görmek istiyordum, ama
gitmesine ihtiyacım vardı. Gözlerimdeki mücadeleyi gördü, ardından
kanepeye baktı -bir iki vahşi, tutkulu an boyunca benim oldu
ğu o tarihi kanepeye— ve yüzü kızardı.
“Seninle irtibat kurmayı denemedim çünkü istemeyeceğini dü
şündüm,” dedi.
Buna verilecek doğru bir cevap yoktu, ben de sessizce onu seyrettim.
“Ama madem şimdi buradasın, konuşuruz diye umuyorum,” dedi,
hâlâ kapı eşiğinde dikilerek.
Bekliyordu, bir şey söylemek zorundaydım. “Peki, konuşalım.” Kayıtsız görünmeye çalışıyordum, ama yüre ğim saatte milyon kilometre hızla atıyordu ve nefes almakta güçlük çekiyordum. “Ben biraz cam açayım.” Lanet kanepeden kalkıp arka arkaya Kurabiye birkaç pencere açtıktan sonra geri dönüp ortada serili kilimin üstüne bağdaş kurarak oturdum. Karşıma oturması için ona işaret ettim, o da gelip oturdu. Kaçmadan gözlerine bakmaya çalışarak konuşmasını bekledim. O gözler. Göğsümü acıtıyordu. “Özür dilemek istiyorum,” diye başladı söze. “Özür dilemek zorunda değilsin—” dedim, ama beni susturmak için elini havaya kaldırdı. 5
Bekliyordu, bir şey söylemek zorundaydım. “Peki, konuşalım.” Kayıtsız görünmeye çalışıyordum, ama yüre ğim saatte milyon kilometre hızla atıyordu ve nefes almakta güçlük çekiyordum. “Ben biraz cam açayım.” Lanet kanepeden kalkıp arka arkaya Kurabiye birkaç pencere açtıktan sonra geri dönüp ortada serili kilimin üstüne bağdaş kurarak oturdum. Karşıma oturması için ona işaret ettim, o da gelip oturdu. Kaçmadan gözlerine bakmaya çalışarak konuşmasını bekledim. O gözler. Göğsümü acıtıyordu. “Özür dilemek istiyorum,” diye başladı söze. “Özür dilemek zorunda değilsin—” dedim, ama beni susturmak için elini havaya kaldırdı. 5
Butik Kurabiye
Butik Kurabiye
ODAMA GİRMEK, ZAMANDA GERİYE YOLCULUK YAPMAK GİBİYDİ. Sanki beni buradan kaçırtıp uzaklaştıracak hiçbir şey olmamıştı. Çalışma alanımdaki kâğıt ve mürekkep kokusunu içime çekince evimi ne kadar özlediğimi fark ettim. Butik Kurabiye Parmak uçlarımı çizim masamın üzerinde gezdirirken, yakınlarımı ne çok sevdiğimi anladım.Kurabiye
Ben buraya aittim. New York’a değil. Bana neler oluyor böyle? diye düşünerek, tavan arasındaki odamın ortasında duran eski kanepeme uzandım. Kate’le olan durum beni bütün bunlardan uzak tutmaya yetecek kadar travmatik değildi herhalde. Kurabiye Zihnim dalıp gittikçe rahatlamaya başladım, bu tanıdık ortamın güvenilirliğinde bir koza gibi sarmalandığımı hissediyordum. Sonra kapı tıklatıldı, içeri o girdi. Ve bütün o düşünceler ani ve keskin bir rüzgârla kaybolan duman gibi uçup gitti, katıksız bir acı gelip göğsümün orta yerinden vurdu. Göz kamaştırıyordu. Artık ölüp canlandığı için görünüşüne vahşi bir hava da gelmişti.Şeker Hamuru Kurabiye
Bütün bardialarda olan, insanları cezbeden ve hayatlarını bizim ellerimize teslim etmelerini sağlayan o gö rüntü. Bu aslında ölüm korkusunun hiç olmamasıydı. Şeker hamuru kurabiye Yok edilme 57 mizin hemen hemen imkânsız olduğunu bilmekten ileri gelen bir pervasızlıktı. Ve Kate’in doğal sevimliliğini yabani bir güzelliğe çevirmişti. Etrafını saran altın bardia aurası bu etkiyi iyice artırıyorken kalbimin başka şansı kalmamıştı. Bir kez daha kaybolmuştum. “Davetsiz misafir gibi geldiğim için affedersin,” dedi. Sesi hiç de ğişmemişti; işte yine tanıdığım Kateti.22 Nisan 2016 Cuma
Baby Shower Butik Kurabiye
“Düğüne nereden baksanız iki hafta var,” dedim, içerisine dağ
gibi sandalye yığılı, yenice inşa edilmiş çardağı işaret ederek.
“Bir ay önce başladılar. Butik Kurabiye Dekorasyon konusunda asıl kafayı yemiş
olanlar Kate’le Gaspard, gerçi Gaspard gerçekte olduğu kadar heyecanlı
değilmiş gibi davranıyor ama sen ona bakma,” dedi Ambrose,
ışıklar saçan Charlotte’a sevdalı bir bakış atarak.
Ambrose’un sırtına vurdum. “Oğlum, senin adına öyle mutluyum ki,” dedim, tüm kalbimle hissederek. Ambrose’la Charlotte aş kı bulmuşlardı. Kurabiye Tıpkı Vincent’la Kate gibi. Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi, ama onlar...onlar şanslı olanlardı. Kapılar uçarak açıldı ve içeriden Jeanne kollarını iki yana açmış vaziyette çıkarak dosdoğru bana geldi. uMon petit Jules,” dedi çığlık çığlığa. “Geri döndün.” “Sadece düğün için,” desem de onun o anaç kollarında erimekten kendimi alamadım. Jeanne La Maisondaki tek insan var oluşuydu.
Ben ilk geldiğimde evin kâhya kadını büyükannesiydi, sonra da annesi bize kendi evladan gibi bakmıştı. Ama benim asıl kalbimi çalan Jeanne’di. Ondan yarım yüzyıl büyük olsam da, bana hep bir anne olmuştu. “Bir hoşça kal demeden gittin, Baby Shower” diye çıkıştı önce, ama sonra kolay bir cevap bulamadığımı görünce, neden uzak kaldığımı tam olarak bildiğini belli eden bir acıma duygusuyla baktı bana. Muhtemelen sebebi zaten en başından beri biliyordu. Sesini alçalttı, gerçi kimsenin dinlediği yoktu ya neyse. “Onu bir iki iş halletsin diye dışarı gönderdim. Böylece onu görmek zorunda kalmadan önce bir yerleşir, kendine gelirsin,” dedi, sırrını teslim edercesine .
http://www.sirinkurabiye.com
Ambrose’un sırtına vurdum. “Oğlum, senin adına öyle mutluyum ki,” dedim, tüm kalbimle hissederek. Ambrose’la Charlotte aş kı bulmuşlardı. Kurabiye Tıpkı Vincent’la Kate gibi. Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi, ama onlar...onlar şanslı olanlardı. Kapılar uçarak açıldı ve içeriden Jeanne kollarını iki yana açmış vaziyette çıkarak dosdoğru bana geldi. uMon petit Jules,” dedi çığlık çığlığa. “Geri döndün.” “Sadece düğün için,” desem de onun o anaç kollarında erimekten kendimi alamadım. Jeanne La Maisondaki tek insan var oluşuydu.
Ben ilk geldiğimde evin kâhya kadını büyükannesiydi, sonra da annesi bize kendi evladan gibi bakmıştı. Ama benim asıl kalbimi çalan Jeanne’di. Ondan yarım yüzyıl büyük olsam da, bana hep bir anne olmuştu. “Bir hoşça kal demeden gittin, Baby Shower” diye çıkıştı önce, ama sonra kolay bir cevap bulamadığımı görünce, neden uzak kaldığımı tam olarak bildiğini belli eden bir acıma duygusuyla baktı bana. Muhtemelen sebebi zaten en başından beri biliyordu. Sesini alçalttı, gerçi kimsenin dinlediği yoktu ya neyse. “Onu bir iki iş halletsin diye dışarı gönderdim. Böylece onu görmek zorunda kalmadan önce bir yerleşir, kendine gelirsin,” dedi, sırrını teslim edercesine .
http://www.sirinkurabiye.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








