23 Nisan 2016 Cumartesi

Şeker Hamuru Kurabiye

Uyumuyor olsak da herkesin kendince sakin zaman geçirmeye ihtiyacı vardı, o nedenle cumartesi sabaha karşı Butik Kurabiye Vincent’a iyi geceler dileyerek odama çekildim. Okumaya çalıştım, odaklanamadım. Dolaptan eski bazı çizimleri çıkarıp ayıklamaya başladım. Tanrım, iyi ki ben yokken kimse eşyalarımı karıştırmamıştı. Gitmeden hemen önceki aylardan kalma bütün çizimlerde Kate vardı. Kate bir koltu­ ğa uzanmış okurken. Kate bir caft’&t oturmuş gülerken. Kate atölyemde sırtüstü yatıp bana poz vererek gözlerini tavana dikmiş halde,

 hülyalı hülyalı bakarken. Kâğıt tomarını masanın üzerine attım, artık öyle eriyip bitmedi­ ğimi fark ettim. Kurabiye Kate le olan konuşmamızdan sonra kendimi toplamaya, eski ben gibi hissetmeye başlamıştım. Belki, Brittanyden dö­ nünce Ambrose u eskiden gittiğimiz şu kulüplerden birine gitmeye bile ikna ederdim. Şöyle şen şakrak bir Fransız fiştik bulurdum. Beni evine götürsün diye aklını başından alırdım. Ve birkaç lezzetli saat boyunca bir kadının kollarında teselli bulurdum. En son ne zaman oldu diye düşündüm... epey olmuştu.

Sacha mıydı? Şeker Hamuru Yoksa Sandra mı? Adını bile hatırlayamıyordum. Birden kendimi bomboş hissettim. Işıl ışıl kabarcıklarla köpüren bir kaynak suyu -hayatta kalmak için ihtiyacım olan su- gibi gelen bir asırlık gönül eğlenceleri aslında sadece bir seraptan ibaretti. Duygusal boşluğun çölünde kurumuş bir nehir yatağıydı. Ve artık istediğimin bu olmadığını biliyordum. Başka bir şeye hasrettim. Sahici, elle tutulur, kalıcı bir şeye.